Sir Christopher Lee (Dünyanın gelmiş geçmiş en cool insanlarından biri)

 

 

Aaaaaa!! Saruman!

Evet, evet Saruman!

Çoğunuz bu amcamızı (koskoca şövalyeye amca dedik lan) Lord of the Rings’den Saruman olarak biliyorsunuz..

Fakat kendisinin hayat verdiği karakterler ve kendisinin (hala devam etmekte olan) hayatına sığan başarılar arasında “Saruman olmak” ilk sıraları bile güç bela zorluyor.

Gelmiş geçmiş en cool insanlardan birine bakıyorsunuz şu an..

Kısa kısa hayatındaki başarı ve önemli olaylardan bir özet yapalım:

  • İkinci Dünya savaşında İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri pilotu ve şifre kırıcısı olarak eğitim görüp savaştı.
  • Savaş sırasında bir Nazi askerini bıçakladığı şeklinde bir rivayet var fakat kendisi bunu ne yalanlamış ne de doğrulamış :)
  • J. R. R. Tolkien’in şahsen tanıyan hayattaki sayılı insanlardan biri. (Yüzüklerin Efendisi oyuncuları arasında tek!) Hatta Lord of the Rings çekimleri sırasında yönetmen Peter Jackson karakteri hakkında yorum yaparken “Tolkien bana başka türlü anlatmıştı..” gibisinden bir yorumla adamcağızı tepe taklak dumurlara gark etmişliği var. (Şaka tabi!) Fakat Peter Jackson Saruman ölürken nasıl sesler çıkarmalı şeklinde bir açıklama yaparken, “İkinci Dünya savaşı sırasında göğsünden yara alan bir adamın nasıl sesler çıkardığı konusunda yeteri kadar tecrübe edindim” demesi gerçek!
  • James Bond serisinin yazarı Ian Fleming kendisinin üvey kuzeni olur. Filmlerden birinde kötü karakteri oynamıştır hatta. (The man with the Golden Gun)
  • Kötü veya kötü sayılan karakterleri oynamak konusunda kariyer yapmış herhangi bir saygın aktörden bekleneceği üzere Dracula’yı da oynamıştır :) (Birden fazla kere)
  • Ünlü kült rahip Rasputin de canlandırdığı karakterler arasında. (Adamın ölmemesi anlaşılabilir hale geliyor yavaş yavaş) Sonradan ortaya çıkan bir gerçeğe göre, Lee daha henüz gayet küçükken Rasputin’in katili ile de tanışmış. (Yuh!)
  • Oynadığı karakterler arasına şaşırtıcı bir ekleme Sherlock Holmes!!! (Adamın dibiiii!)
  • Rol arkadaşı Ian McKellen’ın ölümsüzleştirdiği Gandalf karakterinden başka sahip olduğu Magneto karakteri az kalsın Lee’ye gidiyormuş. (Kardeş kardeş paylaşmışlar)
  • Star Wars üçlemesinin ikisinde Count Dooku karakterine hayat verdi ve filmlerdeki belki de en güzel ışın kılıcını kullandı. Daha da önemlisi Yoda’yla başa baş bir düello sergliyerek nefeslerimizi kesti..
  • Tim Burton’ın kankası, can ciğer kuzu sarması, her çarşamba gecesi aynı meyhaneye gidiyorlarmış hiç sektirmeden.. (Şaka, sadece kankalar)
  • Spirit of Hammer ödülüne layık görüldü ve ödülünü Black Sabbath gitaristi ve kurucusu Tonny Iomi’nin elinden aldı..
  • Pek sevdiği eşi eski bir model/manken..
  • 2005 yılında benim de favorilerim arasında bulunan Senfonik Power Metal grubu Rhapsody (Rhapsody of Fire) ile albüm çıkardı.. Sonra bir tane daha çıkardı! İki albümde de hem vokalistlik yaptı (ne kadar berrak sesli bir tenor olduğu ortaya çıktı) hem de hikayeyi anlatan karakter olarak kulaklarımızı şenlendirdi..
  • Ha bir de; 2009 yılında Kraliçenin doğumgününde şövalye ilan edilerek Sir ünvanı aldı..

Vallaha benim aklıma gelenler ve birkaç yardım ile toplayabildiklerim bu kadar..

Adam daha ne yapsın!?

Önünde saygıyla eğiliyoruz..

Bazen tepkisizlik en büyük tepkidir..

Çok kısa bir anektod ile değerli Facebook gezinme sürenizi kesmek istiyorum sayın takipyenlerim..

 

tipik bir gemi/uçak kazasının ardından ıssız bir adaya iki adam çıkmış. Biri mazoşist, biri sadist..

Mazoşist başlamış yalvarmaya; “bana işkence yap!!!”

Sadist cevaplamış; “hayır..”

 

Bazen tepkisizlik en büyük tepkidir :)

 

 

Hamiş: Doğrulayamadım ama sanırım Gandhi’nin de -kelimesi kelimesine olmasa da- benzer anlamda bir sözü vardı..

Kulaklarınıza İki Kıyak (Hoşunuza giderse sizdenim)

Evet sayın takipçilerim, gün geçmiyor ki Pitbull denen ayaklı güneş gözlüğü standının saniyede 3 saçmalama hızıyla gevelediği bir şarkı ve 5 milisaniye arkasından gelen remiksi ile karşılaşmayalım. Ya da bir yaz gelmiyor ki Serdar Ortaç “hacı benden size kıyak; bu yaz albüm yok” desin.

Müziğin bitti yerdeyiz dostlarım. Kelimeler yetersiz kalıyor, çünkü nota ve yetenek lazım. İbrahim Kutluay evlenip çocuk yapınca nispeten rahatlarız zannetmiştim ama oyunu kaybedince ağlayıp zırlayarak daha çok olay çıkaran çirkef çocuk misali daha da bir durmuyor Demet Akalın.

Neyse daha fazla uzatmayacağım :)

 

Bu hazin zamanlarda benden size bir kaç kıyak olsun istedim. Facebook sayfamı takip edenleriniz arada sırada envai çeşit müzik paylaşıp yaymaya çalıştığımı bilir. (Sübliminal mesaj: Facebook’tan takip etmiyorsanız, edin)

Müzik paylaşımları istisnai bir özellik taşımadıkça buradan yazmıyorum. Bu yazımda değineceğim iki parça bu istisnai özellikleri taşıyor.

Öncelikle:

Doğa için Çal 4 çıktı! Yine harikalar, yine döktürmüşler, yine çiçekler! (Levent Yüksel ve Metin Türkcan’a özellikle dikkatinizi çekmek isterim) Kanımca, müzik böyle olmalı.. Alabildiğine doğal, olabildiğine zengin! Fazla yoruma gerek yok, gözlerinize ve kulaklarınıza ziyafet aşağıda :)

 

Gelelim ikinci parçaya..

Şimdi burada işler değişiyor çünkü.. dikkat… hazır mısınız… Yıldız Tilbe!!!

Durun.. vurmayın… sakin.. açıklayabilirim!!! Manga da var!!!

Ciddiyim. Şahsen Manga’nın müziğinden müthiş zevk alıyorum. Cesaretimi mazur görün kendilerini Türkiye’nin Linkin Park’ı olarak görüyorum. Hem de son zamanlarda bozulmamış olan Linkin Park gibi. Öncelikle harika sözler yazıyorlar. Şarkılarının müzikten harici bölümlerini sözlerle tamamlayarak tam bir duygusal doku yaratabiliyorlar. Kullandıkları enstrüman ve sesleri birbirlerine karıştırıp bulamaç yapmadan atmosfer kaybı yaratmıyorlar. Her bir melodiyi, tınıyı, teli net bir şekilde duyabiliyorsunuz. Tabi bu sadece Manga’nın değil, ses mühendisleri ve miksaj ve benzeri yapımcılarının da yeteneği oluyor. Yine de; demek ki insanları ve ekipmanları iyi seçiyorlar.

Nitekim Serdar Ortaç’a Ibanez gitar, Hande Yener’e Fender bas gitar, Kutsi’ye de Tama davul versek Pink Floyd olmazlar :)

Manga’yı bu kadar seven bir kişi olarak Yıldız Tilbe ile düet yapmaları ilk başta küçük bir sürmenaj havası estirmedi dersem yalan olur. Efsanevi bir ön yargı ile yaklaştığım şarkıyı dinlemeye başladıktan sonra ön yargı arka eleştiri falan kalmadı. Maşallah nidaları ile keyifle dinlemeye başladım.

Aynen tavsiye ediyorum. Hatta gayet duygusal ve konsept zengini bir klip bile çekmişler.

Hah tabi bu arada söylemeyi unuttum; bence şarkı harika!!! :)

Son sözüm şudur: Yıldız Tilbe Manga ile birlikte sırıtmamış, hatta sanki daha bir yerine oturmuş gibi olmuş. (Aynı durum Göksel ile Dursun Zaman düeti için de geçerliydi. Göksel öyle şarkılar yapsa daha uygunmuş gibi geldi zamanında)

Manga’ya kocaman bir alkış! Yıldız Tilbe gibi kendilerinden müthiş ayrı kulvar müzisyeni sadece ve sadece müziğin birleştirici yapısını kanıtlar bir şekilde ortak etmek büyük başarı!

Yeter gevelediğim, buyrun izleyin ve dinleyin :)

İnsanları sevmiyorum

Başlık gayet net olmasına rağmen biraz açıklama gerektiriyor.

İnsanları sevmiyorum derken içimde canavarca, seri katilce hisler olduğu anlaşılmasın. Aslında gayet sabırlı, toleranslı ve anlayışlı bir kişiyimdir. Buradan dilimin kemiği olmadan sallayıp savurduğuma bakmayın, fiziksel olarak bir problem yaşasak boş verip, arkasını dönüp giden ben olurum. Bana problem çıkartıldığında kişisel olarak alınmadığım ve cevap vermem gerektiğini hissetmediğim sürece problemi genişletme huyum yoktur.

Fakat bütün bunlar, çiçek ve böcek kıvamında toz pembe bir hayal dünyası içinde polyanna edasıyla yaşadığım anlamına gelmiyor. Aslında insanların genelini ve onların davranış ve tavırlarını hiç tasvip etmeyen ve sevmeyen bir insanım.

Şu dünyada “canlı” olarak tasvir ettiğimiz nice şey var. Bunların kendi aralarında birbirine problem çıkarıp, entrikalar çevirmek konusunda insan kadar yetenekli, derin ve çetrefilli düşünen ve bu düşünceleri uygulayanını görmedim.

Yanıldığımı düşünüyorsanız size bir örneğim var: Bir insanın bir insana yapabileceği herhangi bir şey konusunda aklınızda bir fikir ve plan oluşturmaya çalışın. Aklınıza ilk gelen masumane şey bile bir tür şaka veya kandırmaca içeriyor olacak.

Hah sanki ben çok farklıyım? Değilim tabi ki!

Fakat son zamanlarda bir şey fark ettim. Pek bir düşünceli davranıyorum. Karşımdakinin ne hissedeceğini, ne düşüneceğini falan dert ediniyorum. Kafama yatmıyorsa, o yönde hareket etmiyorum.

Yahu ben salak mıyım?!

Yalan, dolan, entrika, fitne fücur, hinlik konusunda insanların ne kadar tecrübeli, yaratıcı ve kaynaklı olduğunu gördükçe midem bulanmaya başladı. Kendim övmekten, egoizm yapmaktan falan korkmuyorum! Ben ne kadar iyi niyetli davranıyor muşum lan!?

Sırf ortamı germemek için alttan almalar, gerek bile yokken özür dilemeler, kendimi savunmak gerekirken olayı uzatmamak için kabullenmeler vs..

Lan bir baktım, kimsenin benden böyle bir tavrı hak edecek bir şey yaptığı yok! Yemediğim yafta kalmamış, hakkımda binbir türlü dedikodu türemiş, adıma olmadık sıfatlar eklenmiş, hikayeler yaratılmış, yorumlar yapılmış, hükümler verilmiş..

Ulen bana bir kere sordunuz mu?

Karşıma çıkıp, elinizi siler gibi sürdüğünüz ithamları savunabildiniz mi?

Ben hiçbir şeyi insanların arkasından konuşmayayım diye uğraşırken arkamdan dönen onlarca dedikoduyu biriniz suratıma söyleyebildiniz mi?

 

Yemedi di mi!?

Can Yücel’in bir lafı vardır; “komünizm tüzük değil, büzük ister!” diye..

Anladınız mı?

Arkasında durmak konusunda hiç çekinmediğiniz lafları asıl muhatabına söyleyebilmek iki laf edecek çeneden, iki kadehin belinin kırıldığı içki masasından fazlasını ister..

Zannedebilirsiniz ki ben bu lafları bir veya iki kişiye mesaj vermek için yazıyorum. Yok agalar öyle bir şey!

Bu laflarım çok genel, çok birikti, çok toplandı..

Ha ironinin dibine vurmayalım diye söylüyorum; bu lafları sadece ilk defa burada sarf etmiyorum, bir sürü yerde bir sürü kişiye belirttim daha önce.

 

Nedir bütün bunların sonucu?

Şudur:

İnsan denen yaratığın efsanevi derecede potansiyel sahibi olduğu; ikiyüzlülük, dedikodu, çamur atma, yaftalama ve en basit anlamda kıllık yapma özelliklerinden dolayı insanlardan genel olarak haz etmiyorum.

Bilinsin istedim.

Bir çoğunuzun yalanlarını dakikasında anlayabilme, kestiğiniz rollerin altındaki sufleleri görebilme, sarf ettiğiniz cümlelerin satır arasını okuyabilme yeteneğime sıçayım! Hangi akla hizmet insanları yorumlayabilmeyi öğrendim, aklıma şaşayım!

Dediğim gibi; bu yazının belirli bir hedefi yok, genel bir salvo atışı yapıyorum, isabet ettirebildiklerimi kardan sayarım..

 

Hadi hepinize iyi geceler, güzel rüyalar görün, huzurlu uykular uyuyun.. Gün içinde huzurunuzu kaçıracak yeteri kadar şey var zaten.