Baba

Anneler gününde annemle ilgili yazıp, Babalar gününde hükümet gibi babamı es geçmek olmaz değil mi?

Bugün ne konuşuyorsam, ne öğrendiysem, ne biliyorsam yarısından fazlasını öğrenme yeteneğimi sağlayan adama ve kalan yarısını da öğreten ve bildiren adama borcumu nasıl ödeyeceğimi bilmiyorum.. Ama elimde böyle bir imkan varken burada kendisinden herhangi bir şekilde bahsetmemek herhalde büyük bir ayıp olur.. En azından borcumu ödemeye buradan başlayabilirim sanıyorum..

Şimdiye kadar babamın ağzından duyduğum en harika tavsiye ile başlamak isterim.. “Oğlum!” dedi bir gün “Benim hakkımda 1 kişi sana bu adam deli derse inanma.. Fakat 40 kişi derse benden şüphe etmeye başla” demişti. Hayatımda daha anlamlı bir laf duyduğum anlar sayılıdır sanırsam.. Hatta düşündüm de.. Daha anlamlı bir laf duymadım! Sosyal bir yaşantının içinde insanları analiz etme, eleştirel ve analitik yaklaşımı insan seviyesine indirme konusunda sanırım daha anlamlı bir çıkarım olamaz! Kendisi hakkında bugüne kadar 40 değil, 1 kişiden bile kötü bir söz duymadım.. Ve dediği gibi, 1 kişiden bile duyarsam o adamın kendisinden şüphe ederim..

Gün içinde başıma gelen türlü türlü garipliklerden düzinelerce hikaye veya fıkra çıkarılabilir.. Fakat bunları babama anlattığım zaman, fıkralar ve hikayeler yerine hayat dersleri çıkarmak herkese nasip olmuş bir yetenek değildir. Eskiden bunun babalık sıfatı kazanıldığında ortaya çıkan bir yetenek olduğunu düşünürdüm. Bunun pek değişmediğini varsayıyorum.

Beni duygusal olarak üzen veya sinirlendiren bir konuda annem benimle birlikte ağlayabilir veya sinirlenebilir. Fakat babam bana durumun artılarını eksilerini, yararlarını zararlarını anlatarak yorumlayabilir. Benim ucundan kıyısından varamayacağım sonuçları gösterip bunları bana açıklayabilir.

Onlar olmasa günlük hayatın içinde kıçı yanmış kedi gibi anlamsız ve hedefszice seke seke gezerdim sanırım.

Olayların, insanların, hayatın ve sosyal yaşamın farkına vardıkça kendi kendime hep şunu söyledim; “Babamın yarısı olabilirsem tamam!” Bu adamın tamamı olmayı hedef ednimem gerek biliyorum. Fakat babamın tamamı olabilecek kapasite ve yetenek şu an için benim o kadar uzağımda ki, o mesafeyi gösterebilecek dürbünler icat edilmedi.

Düşünün ki bir insan, oğlunun artık daha farklı bir yaşama sahip olacağını anladığı gün, oğlunun kendisini duyduğunu bilmeden şöyle bir laf ediyor..”Ulan adam oturup rakı sofrasında muhabbet edilecek yaşa geldi, evden gidiyor..”

Ben bu lafı duyduğumda, üniversiteyi yeni kazanmış, sakalları yüzünün her tarafında eşit çıkmayan sünepe bir lise mezunuydum ve sarhoş bir yaz gecesi akşamının ardından miras kalan etkilerle yatağımda dört dönüyordum.. Bütün akşamdan kalmalık, baş ağrısı, yorgunluk, uyku mahmurluğu falan yerini sel gibi gözyaşlarına bıraktı.. Zaten üniversite eğitimi için hiç sevmediği ve asla sevemeyeceği bir şehre gitmek zorunda olduğundan bütün pişmanlığını alkol komasında öldürmeyi planlayan bu sünepe genç, babasının ağzından duyduğu bu laflarla artık ne yapsın.. Başladı tabi hüngür hüngür ağlamaya.. Ulan bu adam bırakılır mıydı? Senelerce bu adamın muhabbeti, desteği, samimiyeti olmadan nasıl yaşanacaktı?

Neyse ki bir şekilde o seneler geçti.. Şimdi çok şükür ki düzenli olarak rakı masası üzerindeki sohbetlerimiz devam ediyor..

Düşünün ki bir insan.. Hayatında belirli bir vakte kadar çok masumane fırlamalıklar ve haylazlıklarla eğlenceli bir yaşam sürmüş. Fakat bu saatten sonra yaptığı bazı yanlışların çok ağır ve geri dönülemez sonuçlar doğurması mümkün. Hata yapmak ve pot kırmak konusunda ise insanüstü bir yeteneği var.. Fakat bu insanın bir babası var ki.. “Oğlum, sen ne yaparsan yap, ne olursan ol, ben arkanda durmayıp da ne yapacağım? Oğlumsun lan!? Seni değil de kimi koruyacağım?” demekten başka hiçbir şey demiyor.. İşte bu insan, sırf bu laflar yüzünden yediği her haltı geç kalmadan babasına söylemekten çekinmedi.. Gözü gibi baktığı arabasını salakça bir yere parkederken ağaca çarptığında suçu başkasının üstüne atmak kolayken babasının karşısına çıkıp “ben çarptım” dedi.. Abuk sabuk bir barda farkında olmadan hesapta kazık yediğinde utanmadan sıkılmadan “baba hesabı gömdüler gel beni kurtar” diye çekinmeden aradı.. Çünkü bu insan da baba olursa eğer, oğlunun ya da kızının böyle durumlarda kendisinden başka birisini aramasını asla kaldıramaz.. Çünkü bu insan babasından böyle gördü, eksiğini yapamaz..

Zaten baba-oğul birbirimize tıpatıp benziyoruz, kolay değil farklı davranmamız. Sadece yaş farkının getirdiği bazı değişik tepkiler ve laflar mevcut o kadar.. Yoksa kalan her şey aynı..

Pek sevgili kahramanım babam hakkında bir hikaye daha anlatıp, yazıyı bitiriyorum..

Bu serseri genç, bir gece geç vakitlerde eve gelir ve zaman kaybetmeden yatar uyur.. Vakit yaz vaktidir, o yüzden neredeyse öğlene kadar uyuduğu için öğleden önce annesinde gelen tedirgin bir uyandırma şekliyle işkillenerek uyanır.. Annesinden duyduğu şey; arabanın arkasında bir vuruk olduğu ve kendisinin bundan haberi olup olmadığıdır. Tabi ki de haberi yoktur çünkü kimse arabasına vurmamıştır ve kendisi de arabasını bir yere vurmamıştır. Yok artık saçmalık! diyerek yataktan fırlar ve arabasının başına gider. Arabası kendisinden iyi baktığı tek şeyidir ve haberi olmayan her hangi bir vuruk, çizik falan onu deli edecektir.

Bir de bakar ki arabanın arkasında hakkaten yumruk boyutunda bir vuruk vardır ve kolay kolay da gözden kaçacak bir şey değildir.. Arabayı bir kaç saat önce güç bela sıkıştırdığı park yerine bakar ve kenarda duran ağacın aykırı bir dalının arabanın arkasındaki vuruğun hizasında olduğunu görür. Üstüne üstlük o aykırı dalın üstünde arabasının boyasının bir kısmı hala durmaktadır! Artık herhangi bir açıklama, kaytarma falan yoktur.. O araba oraya o serserinin kendi elleriyle vurulmuştur. İlk tepki öfkedir! Ağaca, ağacı budaması gereken bahçıvana, kendisine, şansına, dikkatsizliğine..

derken..

Babadan anlık bir tepkinin sorusu gelir.. “Oğlum kafa iyiydi galiba?..”

İşin komik tarafı baba kendisi de bilmektedir, oğlu ne kadar serseri olursa olsun, sarhoş araba kullanmaz. Gerekirse babasını arar kendini aldırır. Fakat anlık ve geyik yoğunluğu daha ağır basan bir sorudur ve tabi ki alıngan serseri oğlan tarafından yanlış anlaşılır.. Sinirden ne yapacağını bilemeyen serseri oğlan yumruğunu bulduğu ilk ve en sert yüzeye geçirir.. Evin duvarı!

Sonuç ne? Serseri oğlanın eli kırılır, duvarın boyası hafiften dökülür..

Olayın üstünden biraz zaman geçer ve baba anlar ki oğlanın eli kırık..

Olan biten her şeye rağmen ve her şeyin sonunda, alıngan serseri oğlanın eline yapılması gereken alçıyı yine doktor babanın ta kendisi yapar.. Hatta hastanedeki bir kaç şapşal “Ne babalar var be? oğlunun alçısını bile kendisi yapıyor!” gibisinden garip yorumlar yapar..

Oğlana aslında çok normal ve rutin gelen, babasının alçısını kendisi yapması orada bambaşka bir anlam kazanır..

Ne kırarsam kırayım, neremi kırarsam kırayım, kendim düzeltemediğim her yerde babam yardıma veya düzeltmeye gelecektir..

Ladies and gentleman.. My father!!!