Bisiklet

Evet başlıkta okuduğunuz kadar basit bu yazı. Uzun zamandır pek etkilendiğim ve daha başka bir çok insanı etkilemesini istediğim bir şey bisiklet.

Geçen sene tesadüfi bir olay sonucunda 14 yıllık bisikletimin artık kullanılamayacak halde olduğunu öğrendik. Tabi beni o sırada pek de ırgalamadı bu durum. Ben her türlü ulaşımımı araba, otobüs, vapur vs ile hallettiğim için çok ta tınn idi yani. Mesele; benim hergele kardeşimin yaz mevsiminde bisikleti gerçek bir ulaşım aracı olarak kullanmasıydı. Tabi haliyle bisikleti değiştirmemiz gerekiyormuş. Biz de tamam dedik. Fi tarihinden beri ailecek bisiklet ihtiyaçlarımızı gideren bisikletçiye gittik, “böyleyken böyle” dedik o da “çayçenmi?” dedi. Karşılıklı bir kaç bardak çay sonrasında bir bisiklet edindik ve eve getirdik.

Annem ve babam için ehliyet aldığım gün huzur bitmişti dibini kazımaya başlamışlardı, o gün kazımaya kullandıkları kaşık, spatula, fırça falan ne varsa kırıldı.

Bir kaç dakika içinde bisiklete de, verdiği duyguya da aşık oldum. Aslında yeni bir şey değildi benim için. Seneler olmuş, unutmuşum tekrar hatırlayınca öyle bir fena oldum ki hala toparlayamadım.

Fakat tam bisikletle eğlenmeye başlamıştım ki araya TSK girdi askere aldı beni. Neyse döndük yaz civarı tabi. Meterolojinin tahminleri Dante’nin Cehennemindeki termometreyi kıskandırır. Bırak altında bisikletle, sırtında klimayla sokağa çıkmak gerekiyor. Neyse yana eriye yazı da devirdik. Geldi mi tatlı serinlikler. Anam allah! Asıl eğlence o zaman başladı işte! Neredeyse 3 aydır üstünden inmiyorum. Sasalı senin, Güzelbahçe benim. Kuş cenneti orası, Seferihisar burası. İzmir kazan ben kepçe.. Bas pedala yavrum bas pedala!

Bu keyfi burada satırlarca, paragraflarca hatta sayfalarca yazabilirim ama yine de gerçek tecrübenin %1′ini anlatamayabilirim. O yüzden sadece “bir deneyin bak” diyorum. Ben de tasvir etmeyi bir deneyeceğim bakalım:

Şöyle düşünün;

Sabah erken saatlerde, bulutların bile uykusuzmuş gibi bulanık gözüktüğü bir saat vardır hani. Güneş istirahatlerinden zorla çekip çıkarılmış bulutların arasından kendini mesaiye göstermek için ite kaka kendini göstermeye çalışır ama bir türlü tam parlayamaz, tam ısıtamaz hani. Şehir tarifsiz bir gridir, gümüş bir tepsi halini almış denize yansır her bir detay. Sahilde devriye atan martıyı havada değil de denizdeki yansımasından takip edebilirsiniz hani.

Özetle, Orhan Veli’nin Hürriyete Doğru şiirinin satırlara sığamayıp hayata geldiği bir zaman.

İşte o zamanda, meraklı bir köpek yavrusunun dili gibi yanaklarınızda yalanan serinliğe karşı koymak için pedal çevirmeye başlayıp, yanınıza İzmir körfezini alıyorsunuz ve sahili takip ederek istediğiniz her yere gidebiliyorsunuz.

Anlatabildim mi?

“Yok ben tam olarak anlayamadım” diyenler için veya “her seferinde öyle hava mı bulunur ya şehrin göbeğindeysek ne yapalım” diyenler için aşağıya da bir video koyuyorum. Çok değil, 4 dakikadan biraz az. İzleyin keyfi ;)

İnternette bisiklet kültürü kimseye farkettirmeden büyük bir alt-kültür olup başını alıp yürümüş. Bu yazıyı amacından çok saptırmamak için burada devam etmiyorum ama devamı gelecek.

Merak edenler istediği zaman bana ulaşabilir ;) Birlikte pedallamak başka bir keyif ;)