Yalanlar..


İkinci yazımı, çok sevdiğim iki dizi üzerine yazmaya karar veriyorum, verdim..

İlki, Lie to Me. Başrolde rezervuar köpeklerinden, the incredible hulk ve daha nice (benim izlemediğim o yüzden örnek olarak değinmeyeceğim) filmden tanıdğımız Tim Roth oynamakta. Oynamakta derken, bayağa bildiğin döktürmekte orası ayrı!

İkinci dizi; şimdiye kadar bilmiyorsanız ve izlemiyorsanız kocaman bir “yuh!” ile karşılanmaya şaşırmamanız gereken House MD. Başrolde, harikalar yaratıp sonra da, “babuş ben geçen sezon coşmuştum ya hani, onlar aslında ısınma turlarıydı!” diyerek kendini yeni baştan aşan (insan demeye dilim varmıyor) manyak, Hugh Laurie var.

Gelelim bu iki dizinin neden tek bir yazıya aynı anda konuk olduğuna.

Yalanlar!

Lie to Me’nin bize öğrettiğine göre, ortalama bir insan 10 dakikalık bir konuşma sırasında en az 3 kere yalan söylermiş.”Hastur la oha!” demeden önce, sakinleşin bi.. Belki doğrudur nereden bilebilirsiniz aksini? Yoksa biliyorsunuz da.. yoksa.. yoksa?? Yaaaaa! böyle cukka diye yakalanırsınız işte. Dizi de bundan ibaret zaten. “Dayı ben ortalığı kırar geçerim sonra da dümdüz yalan söyler yırtar giderim” diyen insanlara hopçik yapılıyor.

İnsanoğlu denen yaratık, toplamda 5000 küsür (sayıda atmasyon payı vardır İsviçreli bilimadamları gibi küsürat veremiyorum) mimik kapasitesine sahipmiş. Bunlardan 2000′den fazlası nerdeyse bütün dünyadaki insanların günlük hayatlarında kullandıkları mimiklermiş ve nerdeyse (bak nerdeyse diyorum) bu insanların hepsinde aynı şekilde (surat çizgi ve şekillerine göre olan değişiklikler farklı olmak kaydıyla tabi ki) kendilerini gösterebilirlermiş. Bu mimiklerin, vücut hareketlerinin falan samimi olanları kendilerini belirli şekillerde, samimi olmayanları (yani yalan olanları) yapay veya zorlama olduğundan okumayı bilene işaret fişeği gibi görünürmüş. İşte dizide de bütün bu mimikler, vücut hareketleri falan filan çatır çatır gösteriliyor hemide, ünlü aktör, politikacı vesaire tiplerin gerçek hayattaki görüntüleri ile desteklenerek.

Diziyi izlerken kendimden geçip not falan tutmaya başladım. Aklınızda bulunsun bu konuda yavaş yavaş doğru tahminlerde bulunmaya başladım, yarın öbürgün yakalarsam affetmem ondan sonra papaz olursak niye olduk diye gelmeyin bana!

Gelelim benim asıl adamıma. House MD. Bu herif bambaşka bir puşt! Bi kere adama acıma duygusundan arınarak bakmak mümkün değil çünkü abimiz topallıyor ve bastonla yürüyor. Fakat aslında dahi bir doktor ve su katılmamış bir o. çocuğu!! :) Ama biz kendisini böyle seviyoruz!! (Hugh abi selam ederim!!!)

Neyse ben burda oturup dizi özeti yapacak değilim..

Lie to Me’nin ana karakteri olan Cal Lightman hakkında side-kick’i diyor ki; “He assumes you’re a liar if you’re a homo-sapien!” Nakkadar da doğru bir açıklama!! House diyor ki, “Everybody lies!” Dilini dudağını öperim diyecem ama yanlış olacak! :)

House, insanoğluna duyduğum güvensizliğin ve inançsızlığın ne kadar haklı olabileceği konusundaki şüphelerimi güçlendirirken, Lie to Me bütün bunların üstüne waffle’ın öteki yanının katlanışı gibi tatlı bi şekilde oturdu ve bütün güvensizliğimin ve inançsızlığımın ne kadar haklı olduğunu gösterdi.

İnsanların yalan söylemenin garip rahatlığında ve tatminine nasıl da kanıp, üstüne üstüne yalan söylemeye devam edip coşmalarını garip bir şekilde izlemeye başladım artık. İlk başta söylenen ve zincirin ilk halkasını oluşturan yalan ne kadar basit veya karmaşık olsun, ne kadar inanılır veya inanılmaz olsun, ne kadar düşünülmüş veya ayaküstü uydurulmuş olsun farketmiyor. Bi kere inanıldığını zanneden veya tahmin eden insan seçim öncesi kaçak kat çıkar gibi başlıyor inşaata. Temel sağlammış, kolonlar yamukmuş falan tınlayan yok.

Günlük uğraşım gereği bazen en az bikaç kere, bazen de çuvallarla hatta kamyon yüküyle yalan gördüğüm, duyduğum oluyor. Tabi ki de bunların hepsi bana yöneltilmiş falan değil ama yukarıda bahsettiğim dizilerin yardımı, o karakterlerin müthiş öğretmenliği ve bütün bu tecrübelerin de yardımıyla artık bayağa bildiğin insanları satır satır okumaya başladım. Şimdilik çok yanılma payı var o yüzden henüz dan dun hareket etmiyorum ama o da yakındır. :)

Bi de değinemeden geçemeyeceğim bi nokta var. Gerizekalının biri bana yakın bi zamanda demişti ki, “insanları okumaktan, analiz etmekten vazgeçmen lazım!” Amanın şimdi neremle gülüyorum bu lafa bi görseniz! Bre ciğersiz! Ben insanları okumaya başlamaktan, merak etmeden çok çok daha önce insanlar neler neler yapıyormuş da biz gözümüzü yeni açmışız! İnsanlara güvenme kumarını oynamak daha normal bir yaşammış, arada bir de yanılmadan olmazmış. Tamam arkadaşım tamam! Ben de biraz güvenmeye veya kumara varım ama onu da ben seçerim dikkat et! Arada ince bir fark var dikketini çekeceğim bi zahmet!

Ama son sözümü de şöyle söylerim.. Bence insanları okumaktan analiz, etmekten vazgeçmem yerine insanlar bana okunacak ve analiz edilecek davranışlarla gelmekten vazgeçsinler, dürüst olsunlar, ne demek istiyorlarsa onu söylesinler, “yani, falan..” gibi muğlak muğlak konuşup sonra da anlamayan denyo benmişim gibi suratıma bakmaktan vazgeçsinler, bi problem olduğunda durumu soranlara “yok bişiii, iyiyim ben!” diye terslenip sonra da anlamadığım için beni haşlamaya kalkmasınlar!

Tedirgin Serseri kaçar!
Eyvallah ;)