Başlık; pek sevdiğim Kurban grubunun İnsanlar adlı albümünün İnsanlar adlı şarkısından arak.
Çok büyük bir sükse yapacak bir albüm değildi belki ama içinde iki tane şarkı vardı dinler dinlemez bayıldım. Biri bu şarkı, diğeri de Yine adlı şarkı. Fakat İnsanlar şarkısı çok daha fazla sevdirdi kendini zamanla. Harika sözlere sahip bir şarkıdır.
Hemen yazayım sözleri aramayın:
birisi susmuş, küsmüş, niye
diğeri der ki, her şey zevkte
biri de durmuş sadece bakar
öteki kafayı bozmuş yemekle
güneşi sevmez, hep geceyi bekler
koşuyor sanır, sadece emekler
insanlar görmezler
insanlar bilmezler
insanlar duymazlar
ne yapsın insanlar
geceye doymuş şu dünyada
yürü de düşme, şansın varsa
en iyisi oyalan sen kendinle
kimseyi yorma boş derdinle
verince alır, fazlasını ister
seninle uyur, başkasını düşler
insanlar görmezler
insanlar bilmezler
insanlar duymazlar
ne yapmış insanlar
Basit, tekerleme tadında fakat harika sözler. Fakat benim dikkatimi ve beğenimi kazanan iki cümle var. Biri yazının başlığı zaten. Diğeri de şahsi fikrimle şarkının en vurucu cümlesi. “Seninle uyur başkasını düşler”
Sosyal mesaj içerikli bir şarkı olduğunu zannettirirken bir anda hedefinin çok daha bireysel olduğunu belli eden bir şarkıya dönüşüyor şarkı o cümlede.(Konumuzla pek ilgisi yok aslında, öylesine bir tespitimdir) (Başka bir yazının konusu aslında)
Neyse, bütün bunlar yazının ana bölümüne bir girişti. Benim asıl derdim, benim gibilerden başka varsa onları bulmak.
Gün içinde, istisnai durumlar haricinde, fena halde sıkıcı bir meslek icra etmekteyim. Bazen o kadar sıkılıyorum ki kendimden nefret ediyorum. “Keşke şurada olsaydım” gibisinden laflar sarfetmediğim zamanlar dakikalarla ölçülebilir. Yanlış anlaşılmasın, mesleğimi çok seviyorum. Benim sevmediğim, mesleğimin icrasında muhattap olmam gereken “insanlar” ve “kurumlar”. O yüzden yukarıda bahsettiğim İnsanlar şarkısını çok takdir ediyorum.
Lafı gene uzattım aslında pardon. Gün içinde sıkıntıdan çatlarken ve bu sıkıntının kendisini uyuşukluk ve mayışıklık olarak sunmasına rağmen, akşamları ve geceleri tarif edilemez bir enerji geliyor. Hem kafada hem bünyede deli bir hareket ihtiyacı oluyor. Hele ki bir kaç satır yazmak için bilgisayarın başına oturursam, saatlerce kalkamıyorum. Sadece bu gece üç tane yazı yazdım ve bütün bu enerjiye rağman dikkatimi toparlayabilsem on üç tane daha çıkar.
Ne kadar garip huy, gereksiz iş, alışılmadık alışkanlık, tuhaf davranış varsa bende var. O yüzden kendimle ilgili bazı durumları açıklarken tedirgin oluyorum. Böyle, sabahları koala gibi yayılıp geceleri sincap gibi hoplayan bir tipe dönüşen başkaları da var mı merak içerisindeyim! Bir kişi bile çıksa en azından yalnız değilim diyeceğim vallaha!
Sevemedim güneşi bir türlü. Yazların büyük bir bölümünü Çeşme, Ayvalık, Bodrum’da falan geçirip gram bronzlaşmayan ama evinde de oturmayan bir tipim. Ortalama bir yaz gününün çoğunu uyuyarak veya kitap okuyarak geçirip ondan sonra vampir gibi geceleri ordan oraya uçan bir adammışım. Hatta geçen yaz garip bir şey farkettim. Gece dışarıdayken güneşin doğmasından önce eve girmeye çalışmışım! Kulağımda müziğim, önümde bilgisayarım, bir şeyler yazarken güneşin ilk kızıllığını görür görmez pılımı pırtımı toplayıp yatağa kaçmışım. Vallah meraktan geçen yaz yazdıklarımın son kaydedilme saatlerine baktım; gece saat 5:00 dan geç olanı yok!
Hayır, geceyi sevdiğimi biliyordum da, günden bu kadar nefret edip kaçtığımı bilmiyordum. Yine o yukarıdaki şarkının bana hatırlattığı garip bir detaymış bu. Bunu farkettiğimden beri kendimi ne kadar garip hissettiğimi anlatamam! Yalnız olmamam lazım bu konuda! Fena bozulacağım gerçekten!
Tedirginlik zaten bünyede fabrika ayarlarında gelmiş, bari hafifletmeme yardımcı olunuz!







Sosyal Medya Takip Şeysi