Bugün susamadım.. Susamazdım..
Olay olduğu sırada dünyadan bihaber bir çocuktum belki. Ev ve okul sınırları dışındaki dünya anne ve babamın sıkıca koruduğu bir bahçe gibiydi belki ama, şimdi çocuklar büyüdü, zihinler gelişti, akıllar çalışıyor..
Bugün 17 yıl geçti Madımak Oteli yangını üzerinden. Madımak katliamı, aydınlanma çabasına vurulan yobaz darbe, doğu medeniyetinden arta kalan bilgi ve birikimi savunma ve geliştirme konusunda gerek zorunluluktan gerek başka sebeplerden yalnız kalan yegane ülkenin göbeğindeki insanlık ayıbı..
Küçüktüm, Aziz Nesin’in bir kitabı hediye edildi. “Şimdiki Çocuklar Harika” Küçüktüm diyorum ya; gülmek ve düşünmek aynı anda olmuyordu o zamanlar. Ne hikmetse o kitabı okurken başladı o yetenek. Karnıma ağrılar girerken bir yandan da kara kara düşündüğüm veya hiç tanımadığım bilmediğim insanlara acıdığım oluyordu o satırlar arasında.
Derken babamın aklına Aziz Nesin hakkında bazı şeyler anlatmak geldi.
Madımak olayını anlattı.. Sebeplerini, sonuçlarını.. Aziz Nesin’in kaçışını, neredeyse kaçamayışını..
Ateistliğini ilan edişini anlattı..
“Bu ülkedekilerin %60′ı salak gerisi de zübük!” dediğini anlattı.. Sebeplerini, örneklerini, kanıtlarını..
Sonra da başka kitaplarını verdi. Madem mizah hoşuna gidiyor bari kalitelisini oku dedi..
O talihsiz… (bir dakika! talihsiz demekten vazgeçtim! İnsanlık dışı, örümcek kafalı, cehennemin Dante’nin bile hayal edemediği kadar derin bir çemberinde sonsuza kadar yanasıca! hah! oh be!) olayda hayatını kaybeden aydınları veya eserlerini çok iyi bilmiyorum. O zamanlar ya yoktum ya da çok küçüktüm. Fakat onların çalışmalarına devam edip benim zamanıma yetişmelerini engellemek kime düşmüş bir karardı?
Şu güzide ülkede olan aptallıkların, geri kalmışlıkların hepsinin ardından tüylerim sinirden diken diken halde bir iki satır kelam yazıyorum ve hepsinde aynı şeyi söylüyorum.. Uyanmak ayrı ayılmak ayrı! Ben bütün iyi niyetimle uyandığınızı farz ediyorum ama ayılmanız da lazım!
Aklıma takılan çok garip bir denklemi paylaşmak istiyorum;
1993 yılında bu ülkenin özel televizyon kanalı vardı, interneti hızlı değildi hatta yoktu, devletin başında bir bayan vardı (niteliği ne olursa olsun vardı işte), okulları sınavlarda başarı seviyesine göre öğrenci kabul ediyordu vs vs..
2010 yılındayız, sadece özel değil yandaş medya(lar)mız var, internetimiz var ama kullanmak ne haddimize, devletin başındakilere veya onların yanındaki bayanlara bir bakın bakalım, şimdi okullara kura ile, devlet başkanlığı desteği ile veya insanüstü bir sınav labirentinden sonra girilebiliyor..
17 yıl geçmiş.. Çok şey değişmiş.. Sorun bakalım, hangi yöne?
Öğrenmiş miyiz? Ders almış mıyız?
Düşünün!
Sizin yapmanızı istemedikleri bir şey bu; düşünmek! Ama siz 17 yıl önce düşündüğü için yanan, aydınlanalım diye hayatlarından olan o 33 insan için en azından,
Düşünün!!!






Sosyal Medya Takip Şeysi